Skip to main content

Etiket: ofis psikolojisi

Ofisin En Sessiz Duygusu: Aleksitimi  

Duygular var, hisler yok. Peki bu nasıl oluyor? 

Kurumsal hayat ilginç bir yer. Bir gün motivasyon toplantısında duygu kartlarıyla içsel yolculuk yaparken ertesi gün “Acıktım mı yoksa sadece stresten midem mi kazındı?” diye düşünen insanların arasında bulabiliyorsunuz kendinizi. Herkes bir şey hissediyor ama o “şeyin” ne olduğu bazen muamma. İşte tam da bu noktada karşımıza çıkan kavram: Aleksitimi

Evet, kulağa bir Yunan mitolojisi karakteri gibi geliyor olabilir; ama aslında oldukça psikolojik bir gerçeğin adı. 

Aleksitimi Nedir? Bir Duygu Var, Bir Duygu Yok… 

Aleksitimi, kişinin kendi duygularını tanımlamakta, anlamakta ve ifade etmekte zorlanması anlamına geliyor. Yani, sinirli ama bunun sinir olduğunu bilmiyor; gergin ama bunun gerginlik olduğunu ifade edemiyor; üzgün ama “iyiyim ya” diyip geçiyor. 

Özetle: His var, kelime yok. 

Bizi iş yaşamında ilgilendiren kısmı ise şu: Aleksitimisi olan biri genellikle mantıkla hareket eder, duygusal ifadeyi minimumda tutar, ekip içinde “çok teknik”, “çok net”, “çok düz” biri gibi algılanabilir. Oysa işin arkasında, sadece ifade edemediği bir içsel dünya vardır. 

Modern Ofislerde Aleksitimi: ‘Duygusuzluk’ Değil, ‘Duyguyu Okuyamamak’ 

Bugünün hızlı, yoğun, sonuç odaklı iş dünyasında aleksitimi bazen fark edilmez bile. Çünkü sistem zaten duyguları ikinci plana atmaya çok müsait. 

Toplantı notlarında duygu yok. 
Sunumlarda duygu yok. 
Mail başlıklarında duygu yok. 
Ve bazen çalışanlarda da yok gibi görünür. Ama bu, duygusuz oldukları anlamına gelmez. 

Aleksitimisi olan çalışanlar: 

  • Duygusal çatışmalarda zorlanabilir, 
  • Geri bildirim verirken aşırı mekanik kalabilir, 
  • Empatik iletişimde yetersiz görünebilir, 
  • Stres yönetiminde zorlandığını ifade edemeyebilir. 

Ve bu durum, ekip içinde yanlış anlamalara, iletişim kopukluklarına ve hatta iş performansında dalgalanmalara yol açabilir. 

Liderler İçin Aleksitimiyi Yönetmek Neden Önemli? 

Çünkü her ekip, duygusal zekâ seviyesi birbirinden farklı bireylerden oluşur. Herkes aynı şekilde iletişim kurmaz, kurmak zorunda da değildir. Fakat duyguların ifade edilmediği bir ortamda: 

  • Sessiz çatışmalar artabilir, 
  • Yanlış anlaşılmalar çoğalabilir, 
  • Performans yönetimi zorlaşabilir, 
  • “Buz dağı etkisi” yaşanabilir: Görünenin altında bambaşka şeyler vardır, ama kimse bilmiyordur. 

İyi liderlik, sadece duygusal zekâsı yüksek çalışanları değil, ifade güçlüğü yaşayanları da anlayabilmeyi gerektirir. Çünkü her çalışan, potansiyeline farklı yollarla ulaşır. 

Peki Çözüm? “Herkes Duygularını Açsın” Demek Pek İşe Yaramıyor… 

Aleksitimiyi çözmek, “Hadi herkes sırayla en çok ne hissediyor anlatsın” denildiğinde olmuyor. Hatta böyle bir toplantı aleksitimisi olan biri için cuma akşamı trafiğinden daha stresli olabilir. 

İşe yarayan çözümler daha derin, daha yapısal ve daha bilimsel adımlardan geçiyor. 

1. Duygusal Farkındalığı Destekleyen Eğitimler 

Duyguyu tanımak bir kas gibidir; geliştirilebilir. Uygulamalı içerikler, vaka analizleri ve profesyonel geri bildirimlerle bu farkındalık güçlendirilebilir. 

2. İletişim Tarzlarını Anlamak ve Koçlukla Desteklemek 

Her bireyin iletişim dili farklıdır. Bazıları duygularını ses tonuyla ifade eder, bazıları mimikle, bazılarıysa sadece Excel tablolarıyla. Liderlerin bu farklılıkları okuyabilmesi gerekir. 

3. Güvenli İletişim Ortamları Oluşturmak 

Ekiplerde duyguya yer açmak, dramatik hale getirmek anlamına gelmez. “Kendini ifade etme”nin yargılanmadığı, terslenmediği, küçümsenmediği alanlar oluşturmak demektir. 

4. Çalışan Destek Programları 

Profesyonel psikolojik danışmanlık, stres yönetimi programları ve duygusal dayanıklılık çalışmaları, aleksitimi yaşayan bireyler için güçlü destek sağlar. 

Aleksitimi Ekip İçinde Nasıl Görünür? 

Aşağıdaki davranışlar aleksitimi işaret edebilir fakat tek başına tanı koydurmaz: 

  • “Öfkeliyim ama neden bilmiyorum.” hali 
  • “Kötü hissediyorum ama midem mi ağrıyor stres mi bilmiyorum.” karmaşası 
  • Geri bildirim alırken donuklaşma 
  • “Biz duygulara çok bakmıyoruz.” cümlesinin sık kullanılması 
  • Karşı tarafı anlamakta zorlanma 

İş ortamında bu davranışlar bazen yanlış yorumlanabilir: “İlgisiz”, “soğuk”, “katı”, “empatisiz” gibi etiketler hızla yapışır. Oysa durum genellikle çok daha farklıdır. 

Ekipler Aleksitimi ile Nasıl Daha Sağlıklı Çalışır? 

İşte pratik ama etkili birkaç öneri: 

1. Soruları Daha Anlam Odaklı Sorun: “İyi misin?” yerine “Bugünkü süreci nasıl deneyimledin?” gibi daha tanımlayıcı sorular daha fazla kapı açar. 

2. Görsel veya Yapısal İletişimi Destekleyin: Duygularını kelimelerle ifade edemeyen biri, grafiklerle ya da örneklerle daha rahat anlatabilir. 

3. Geri Bildirimi Duygudan Çok Davranışa Dayandırın: “Sen bugün gergindin.” yerine 
“Toplantıda üç farklı noktada sözümüzü kestin, bunun sebebini merak ettim.” daha çözüm odaklıdır. 

4. Sabırlı Olun: Aleksitimi bir tercih değil, bir eğilimdir. Kimse bunu bilerek seçmez. 

Duyguların Olmadığı Bir Ofis Yok – Sadece Sesini Çıkaramayanlar Var 

Günün sonunda hepimiz insanız. Excel tablosu kadar mekanik, ERP sistemi kadar net, KPI kadar objektif değiliz. Duygularımız var. Bazılarımız bunları rahatça ifade ederken, bazıları içinden bir türlü çıkaramaz. 

Aleksitimi ile çalışmak, ekiplerin iletişim kaslarını güçlendirir: Daha dikkatli dinlemeyi, daha açık iletişimi, daha empatik liderliği ve daha sağlam ekip ilişkilerini teşvik eder. 

Ofisin en sessiz duygusu olan aleksitimi, görmezden gelindiğinde sorun yaratır; ama doğru yaklaşımla fark edildiğinde ekipleri dönüştüren güçlü bir içgörü kaynağı haline gelir. 

Duygu ifade etmeyen çalışanların aslında duygusuz olmadığını anladığımızda, iletişimin kapısını yeniden aralarız. İnsana değer veren şirketler tam da bunu yapıyor: Çalışanı sadece yaptığı iş üzerinden değil, iç dünyasını da anlayarak yönetiyor. 

Bazen duygu kelimelere dökülmez, ama doğru ortamda duyulur. Önemli olan, duymaya gönüllü olmak.